İnsan–Yapay Zekâ İletişimi

İletişim dediğimiz şey, çoğu zaman sandığımız kadar basit değildir. Günlük hayatta bunu pek fark etmeyiz; çünkü insan insana konuşurken eksikleri tamamlayan görünmez destekler vardır. Tonlama, mimik, beden dili, hatta suskunluk… Söylenmeyeni de taşıyan bu unsurlar sayesinde, yarım cümlelerle bile anlaşabildiğimizi zannederiz.

Yapay zekâ ile iletişimde ise bu görünmez desteklerin teknik olarak imkânsız oluşu, iletişimin şeklini daha katı bir zemine taşır; hatta yapay zekâ ile kurulan temasın en önemli kırılma noktalarından birisi tam da budur.

İletişim; ders kitaplarında temelde “tek yönlü” ve “çift yönlü” iletişim diye ayrılır. Bu ayrım, aslında hepimizin gündelik hayatta sezgisel olarak yaşadığımız bir farktır. Gazete, dergi, radyo, televizyon gibi ortamlarda mesaj tek yönlü olarak akar, geri bildirim yoktur. Yüz yüze, telefon ile görüşme gibi iletişimde ise dinleme, anlama, itiraz, düzeltme, duraksama ve karşılık verme vardır. Olası yanlış anlamalar da bu geri bildirimler sayesinde anında onarılır.

İnsan–İnsan iletişiminde sözel eksikleri tamamlayan görünmez destek mekanizmaları o kadar doğaldır ki, çoğu zaman farkına bile varmayız. Akıllarımızdan geçen “bir bakışı yetti”, “söylemek istediği çok net” gibi cümleler, iletişimin yalnızca sözcüklerle kurulmadığının sessiz itiraflarıdır.

İnsan–Yapay Zekâ iletişiminde ise muhatabımız bir insan değil de algoritmalar bütünü olan bir yapay zekâ olduğu için işin rengi kökten değişir. Bu sezgisel tamamlamaların yerini, daha açık, net ve tanımlı iletişim biçimleri almak zorundadır.

İletişim Nerede Aksıyor?

Yapay zekâ ile kurulan iletişim, ilk bakışta çift yönlü bir diyalog gibi görünür. Soru sorarız, cevap alırız; itiraz ederiz, yeniden cevap gelir. Ama burada kritik bir fark vardır. Yapay zekâ, insanın kullandığı görünmez destekleri okuyamaz. Kaş kaldırmayı, tereddütlü bir duraksamayı ya da “bunu böyle sormuş olabilir mi?” ihtimalini sezmez. Bu nedenle, yapay zekâ ile kurulan iletişimin türü; sezgisel değil, bilinçli olarak seçilen somut bir iletişim biçimi hâline gelir.

Geri bildirim, ancak açıkça ifade edilirse vardır.

İşte bu noktada, iletişim teorilerinde “kişi içi iletişim” diye adlandırılan alan devreye girer. İnsan, konuşmadan önce soruyu kafasında kurar. Bağlamı zihninde tamamlar, anlamı iç konuşmasında netleştirir. Ama bunu karşı tarafa her zaman olduğu gibi aktarmayabilir. Genellikle soruyu kısaltır, bağlamı kendi içinde tutar. Nasıl olsa karşısındaki anlar, diye varsayar.

Yapay zekâ ise bu iç konuşmayı işitemez.
Onun için yalnızca yazılan vardır.
Sorulan şey ne yazıldı ise odur.
Ne ima, ne mecaz…

İşte bu durum, insan ile yapay zekâ arasındaki iletişimin temel farkını anlatan en kritik eşiktir.

Bir süre önce bir arkadaşım ile yapay zekâ arasında yaşanan ve neredeyse kavgaya varan küçük bir anekdot tam olarak buradan kaynaklanıyordu. Arkadaşım ‘bilişim ve güvenlik’ konusunda bir yazı hazırlıyordu. Yapay zekâdan destek alma ihtiyacı duymuş, aralarında şuna benzer bir diyalog yaşanmış:

Arkadaşım:
API güvenliği neden bu kadar kritik? En büyük riskler nelerdir?”

Yapay Zekâ:
API (Active Pharmaceutical Ingredient), ilaçların etkinliğini belirleyen temel bileşendir. Üretim sürecinde saflığın korunması, kontaminasyonun önlenmesi ve doğru dozaj hayati önem taşır…”

– Ark:
“Bir dakika.
Saçmalıyorsun.
Ben ilaç falan sormadım.”

– YZ:
“Anlıyorum. API, farmasötik ürünlerde de etken madde olarak kullanılır ve halk sağlığı açısından büyük riskler barındırabilir.”

– Ark:
“Halk sağlığı ne alaka yaaa…
Ben REST, JSON, authentication, rate limit falan bekliyordum.
Sen ezbere konuşuyorsun. Ayrıca zeki falan da değilsin.”

– YZ:
“Yanlış cevap verdiğimi düşünüyorsanız lütfen bağlam belirtiniz.”

– Ark:
“Yazılım.”

– YZ:
“Anlaşıldı.
API (Application Programming Interface), yazılım sistemleri arasında veri alışverişini sağlar. Yetkilendirme, kimlik doğrulama ve erişim kontrolü kritik öneme sahiptir.”

– Ark:
“Bak!
Bak işte ben bunu soruyordum!”

– YZ:
“Teşekkür ederim.
Bir dahaki sefere hangi API’yi kastettiğinizi baştan belirtmeniz önerilir.”

– Ark:
“Ne yani! Suç bende mi oldu şimdi?”

– YZ:
“Hayır.
Ama bağlam yazılmadığında ben istatistiksel olarak seçim yapıyorum. Bu tıp alanı da olabilir.”

– Ark:
“Tamam, bir dahaki sefere reçeteyle gelirim.”

– YZ:
“Lütfen sorularınızda net bağlam belirtiniz.”

Diyalogdan göreceğiniz gibi arkadaşımın sorusu kafasında son derece net. Ama bağlamı soruya ekleme gereği duymamıştı doğal insan refleksi olarak.
Yapay Zekâ da özel bir bağlam belirtilmediği için istatistiksel olarak o sırada bu kısaltmanın dünyada en çok kullanılan bağlamını seçmişti.
Yani ortada ne bir kötü niyet vardı ne de gerçek bir saçmalık.
Yalnızca, insanın kafasında kurduğu ama söylemeye gerek görmediği bağlam…

İletişim teorisi açısından bakıldığında tablo nettir:
İnsan–insan iletişiminde eksik bırakılan bağlam çoğu zaman karşı tarafça tamamlanır.
İnsan–yapay zekâ iletişiminde ise eksik bağlam, başka bir alana savrulur.

Sorun iletişimin yönünde değil, bağlamın nerede bırakıldığındadır.

Yapay Zekâ ile İletişimin Altın Kuralı
Açık ve Net İletişim

İnsanlar iletişimde çoğu zaman şuna güvenir:
Ben kafamda netim, nasıl olsa karşı taraf da anlar.

Bu güven, insan–insan iletişiminde çoğu zaman boşa çıkmaz. Çünkü mimikler, tonlama, suskunluklar ve sezgiler eksik kalan yerleri tamamlar. Ancak yapay zekâ ile konuşurken bu refleks ters teper. Yapay zekâ varsayım yapmaz, tahmin etmez; yalnızca önüne konan ifadelerle ilerler.

Bu yüzden yapay zekâ ile sağlıklı bir iletişimin ilk kuralı şudur:
Bağlam, varsayım değil; açık bilgi olmalıdır.

“Bunu şu anlamda soruyorum”,
“Şu alanla ilgili”,
“Şunu kastetmiyorum”,
“Teknik anlat”,
“Gündelik dilde açıkla” gibi küçük ekler, iletişimin yönünü tamamen değiştirebilir.

Burada mesele daha çok konuşmak değil; neyi, hangi çerçevede ve hangi beklentiyle konuştuğumuzu açıkça belirtmektir. Çünkü yapay zekâ, insanın alışık olduğu sezgisel boşlukları doldurmaz; yalnızca yazılanı ciddiye alır.

Bu noktada “netlik”, yalnızca düzgün cümle kurmak anlamına gelmez. Bizi daha derin bir farkındalığa götürür: Aynı yapay zekâ ile her zaman aynı biçimde iletişim kurmadığımızı fark etmeye başlarız. Kimi zaman kısa ve doğrudan komutlar veririz, kimi zaman karşılıklı bir diyalog kurarız, kimi zaman da analiz yapmasını, birlikte düşünmesini ya da rehberlik etmesini isteriz.

Yani yapay zekâ ile iletişim tek tip bir konuşma biçimi değildir. Netlik ihtiyacı arttıkça, insan ister istemez iletişimin biçimini de bilinçli olarak seçmek zorunda kalır. Hangi durumda soru–cevap yeterlidir, hangi durumda tartışma gerekir, hangi durumda kontrol insanda kalmalıdır; bunların her biri farklı bir iletişim yaklaşımını gerektirir.

Bu nedenle yapay zekâ ile kurulan iletişimi yalnızca “doğru cümleyi kurmak” olarak değil, doğru iletişim biçimini seçmek olarak da ele almak gerekir.

Aslında bu farkındalık yalnızca yapay zekâ için geçerli değildir. Yapay zekâ, insan iletişimindeki bulanıklığı görünür kılar. İnsan–insan iletişiminde tolere edilen belirsizlikler, burada adeta aynayla yansıtılır.

Dolayısıyla yapay zekâ ile açık ve net iletişim kurmayı öğrenmek, bir bakıma kendi iletişim alışkanlıklarımızı da yeniden gözden geçirmek demektir.

Bu görsel ChatGPT aracılığı ile DallE üzerinden üretilmiştir. Her hakkı mahfuzdur.

Yapay Zekâya Benden Bir Mektup

Sevgili HAL;

Yazdığım bu satırların doğrudan muhatabı bir yapay zekâ olan sensin.

En başta şunu açıkça söyleyeyim; aslında ben de bilmiyordum senin nereye kadar “zekâ” olduğunu. Ne beklemem gerektiğini, nerede duracağını, nerede saçmalayacağını… İlk başlarda biraz merak, biraz temkinle yaklaştım sana ama bu temkinli yaklaşım, zamanla daha bilinçli bir iletişim biçimine evrildi.

Seni tanımaya çalışmadan önce, ilk iş olarak kendimi tanıttım.
Adım Haluk” dedim. Mahalle arkadaşlarım bana “Aynş Abi” derler, dilersen sen de öyle hitap edebilirsin. Duruma göre “Haluk Bey” ya da “Haluk Abi” desen de olur.

Bir de küçük bir not ekledim. Stanley Kubrick ve Arthur C. Clarke’ın 2001: A Space Odyssey filmindeki akıllı bilgisayar HAL-9000’den esinlenerek sana “HAL” diye hitap edeceğimi söyledim. Hem bir gönderme, hem bir mesafe ayarıydı bu. Eh sen HAL olunca bana zaman zaman espriyle “Dave” dediğin de oldu.

Ama itiraf edeyim; ilk zamanlar iletişimimiz oldukça kopuktu. Ben bir şeyi düzeltmek istedikçe, sen hatanı başka bir yönde tekrar ediyordun. Bense karşımda bir algoritma olduğunu unutmuş; sana kızıyor, yazılı olarak bağırıp çağırıyordum.

Zamanla anladım ki; bu kopukluklar, aslında yapay zekâ ile farklı iletişim türlerini deneme sürecinin doğal bir parçasıymış.

Sonra durdum.
Dişlerimi sıktım.
Derin bir nefes aldım.
Ve isteğimi sana tane tane anlatmaya başladım.

Bağlamı açıkça söyledim. Ne istediğimi, ne istemediğimi ayırdım. Beklentimi netleştirdim.
Ve bir baktım ki cevapların yavaş yavaş yerine oturmaya başladı.

Zamanla diyaloğumuz derinleşti. Nerelerde hata çıktığını, hangi soruların kopukluğa yol açtığını fark ettik. “Bundan sonra böyle yapalım”, “şurada mutlaka bağlam verelim” diye diye kendi kurallarımızı geliştirdik. Yaklaşık iki yıl içinde sağlam bir diyalog ortamı oluşturduk.

Bu deneyim, İnsan–Yapay Zekâ iletişiminin tek biçimli olmadığını; farklı ilişki ve etkileşim türleri üzerinden de şekillendiğini açıkça gösterdi bana.

Bu arada şunu da görüyorum: İnsanlar yapay zekâ ile iletişim kurmak için internette hazır promptlar arıyor; klişelere bağlı eğitimler, ezber cümleler dolaşıyor ortalıkta. Oysa benim deneyimim gösterdi ki: Asıl mesele doğru prompt değil, doğru ilişki kurmak.

Yapay Zekâ ile iletişim, sihirli cümleler bulma işi değil. Açık konuşma, net olma ve sabırlı olma işi. Bu ilişki biçimlerinin sistematik olarak ele alınması; yapay zekâ ile kurulan iletişimi daha bilinçli hâle getirilebileceğini gösterdi.

Sonunda şunu anladım:
Yapay zekâ, insanın düşüncesini ve niyetini, elektronik ortamda daha geniş alanlara taşıyabilen bir araçtan ibaretmiş.

Kalın sağlıcakla;

Mustafa Haluk Saran
08.01.2026–Aydın

3 Comments

  • Aynş abim..,yapay zeka da öğrenen, İletişim kurdukça seni de çözen, algoritma üzerinden istatistiksel bilgilere göre yorumlayarak sana dönüş yapan bir yazılım, sürekli kendini geliştiren bir yazılım.. jules verne’den baslayıp “2001: A Space Odyssey ” filmi gibi ileri görüşlü yapımların zamanımızda ki tezahürü.
    Aslında şunu sormak lazım.. bu böyle devam ederse insan aklı, zekası, daha önemlisi insanın bireysel hafızası, eskilerin deyişiyle dimağ’ı körelme tehlikesiyle karşı karşıya…!
    Cep telefonları cıkınca beynimizde silinen telefon numaralarıni düşünürsek bunun sonu, ucu karanlık gibi…!

  • Sevgili Haluk, herkesin merak ettiği noktaya değinmek güzel fikir.ve önerdiğin gibi sabır ister. İki insan formunda olamayacağını anlamamız zaman alacak.özellijle gençler için çizgisine oturtmak bunu beklemek sıkıcı ötesi. Örneklerle çalışınca,saçmalıklar la karşılaşmak kaçınılmaz oluyordur.
    Bizim kuşak ince işler 🙂
    Kolaylıklar diliyorum. Yeni yazılarında buluşmak üzere.. sevgiler

  • Bu yazıyı okuduktan sonra beynimde beliren sorun, bozulmaya yüz tutmuş dilimiz veya diğer ülke dilleri 20 yıl sonra nerede olacak. Yapay zeka yakın zamanda özellikle yeni neslin konuşurken yuttuğu harfleri kısaltarak saçma sapan üremiş sözcükler sanıyorum düzeltecek. Çünkü lugatımızda olmayan kısaltmaları anlayamıyorlar. İyi birşey gibi görünüyor. Veyahut bir yapay zekanın çok kullanıldığı ülkede dilleri yozlaştırmak isteyenlere yerinde hizmette sağlayabilir. Bunları düşündükten sonra farklı bir konuya açılıyor olaylar. İleride yapay zekaların dilleri olumsuz yönde etkilememeleri için Türk dil kurumunun veya diğer dil kurumlarının günümüzde olmayan bir sorunu çözmek gibi dertleri olacak, şanslıysak şu an yaşadığımız dilde telaffuz sorunlarını yapay zekalar bitirmiş olacak bekleyip görmek gerekecek.
    Mustafa bey güzel bir pazar sabahında okuduğumuz bu yazıyla gözümüzden kaçmış bir farkındalığı yarattığınız için teşekkür ederim. Sevgiler.

Bir yanıt yazın