Uzaylılar Var mı?   

Merhaba Dostlar;

Sizce Uzaylılar var mı?

Binlerce yıl sorulmuş, binlerce yıl daha sorulacağa benzer bir soru. Cevabı yok.  Üzerinde sadece mantık yürütülebiliyor. Var diyen oluyor, yok diyen oluyor, “Ne uzaylısı, dünya düzdür. Gök kubbe üzerindeki yıldızlar da ortama ambiyans katan LED ışıkları gibi bir şeylerdir” diyen de oluyor. Sonra tartışmalar başlıyor. Birisi “var” dediyse, diğer birileri “Hadi canım; hani nerdeler? Neden gelmiyorlar? Neden görünmüyorlar?” diye yapışırıyor cevabı; var diyeni de dediğine pişman ediyor. Tabi tersine durumlar da oluyor.

Bu yazımda benden ‘var’ ya da ‘yok’ diye bir cevap beklemeyin. Ben de bilmiyorum. Herkes gibi sadece fikir yürüteceğim.

Şimdi detaylara girmeden önce, paylaştığım fotoğrafa bir göz atalım. Son zamanlarda sosyal medyada dolaşıyordu. İlk gördüğümde miting alanından gece çekilmiş bir drone görüntüsü zannetmiştim, değilmiş. Evrenin sadece küçük bir noktasından yeni fotoğraflanan bir alanmış. Bu küçücük parça 48.700 Galaksi barındırıyormuş. Her bir galaksinin milyarlarca yıldızı, her yıldızın da en az bir olmak üzere ortalama 4 gezegeni olduğu varsayılıyormuş.


Bu seçenekte sorulan ilk soru; “Neye benziyorlar?” Ne biliyim kardeşim. Ben de senin yanındayım. Sen söyle; neye benziyorlar? Bu soruya verilen cevapların çoğunda da temel olarak bizim gibi iki el, kol, bacaklar, bir gövde, bir kafa, iki göz, iki kulak, tek burun, tek ağız var ama hepsi başka biçimde, eciş bücüş. Yani üç aşağı, beş yukarı birbirimize benziyormuşuz. Görenler öyle diyor.

Efsaneleri, söylentileri şimdilik bir yana bırakıp; olayın bilimsel yönünden bakarsak; binlerce yıldır bilim insanları gerek sistemimizdeki gezegenleri gerekse de derin uzayı didik didik izliyor. I-ıh, kimseler yok. Gözlerini dikiyorlar diğer yıldızlara, öyle uzaklar ki; onlarca yüzlerce, onbinlerce ışık yılı uzaktalar. Orada oldukları var sayılan canlılara sinyal göndersek, onbinlerce yıl sonra alacaklar. Haydi varlar da, aldılar diyelim. Cevap verecek olurlarsa, o da aynı sürede gelecek. Ne sinyali gönderen kalmış olacak geride, ne de bilen.

Var olduklarını varsaymıştık. Onlarla aynı medeniyet seviyesinde olduğumuzu düşünelim. Büyük ihtimalle, hatta ihtimal de değil, kesinlikle onlar da gözlerini gökyüzüne dikmiş, evrende bizden başka canlı var mı diye bakınıp duruyorlardır. Radyo teleskoplarla, James Webb benzeri uzay teleskoplarıyla saniye saniye uzakları tarıyorlardır. Bir işaret, bir yaşam belirtisi arıyorlar, ama henüz bulamıyorlardır. Yok, yok… Tıpkı bizim gibi…

Onlar da soruyordur acaba evrende bizden başka canlı var mı diye. Evet var diyenlere hemen karşı çıkan oluyordur “Hani? Varlarsa neredeler? Neden gelmiyorlar?” diye…

Kusura bakmayın uzaylı kardeşler. Oralara gelmeyi, gezip görmeyi inanın biz de sizin gibi çok istiyoruz ama maalesef ve de ne yazık ki biz de sizin gibi sistemimizi henüz terk edemiyoruz. Gerçi seneler önce iki adet Voyager gönderdik yerimiz bilinsin diye. Bizim sistem sınırlarımızı çoktan aştılar. Neredeyse susmak üzereler. Demek hiç karşılaşmadınız. Ne diyeyim; şanssızlık mı yoksa büyük şans mı…


Yani düşünsenize…
Bunca galaksi, yıldız, gezegen…
Ama hâlâ tek bir ‘merhaba’ yok.

İşte burada devreye bir soru giriyor.
Ünlü fizikçi Enrico Fermi sormuş bu soruyu, hem de 1950’lerde, arkadaşlarıyla öğle yemeği yerken: “Eğer evrende başka uygarlıklar varsa… o zaman nerede bunlar?”

Hadi ama, gerçekten… Hani neredeler? Ne gelen var, ne sinyal atan, ne de bir “hadi yaa, siz de mi buradaydınız?” diyen…

Bu soru öyle güçlü, öyle sarsıcı ki; yıllar içinde adına bir paradoks yapıştı: “Fermi Paradoksu.”

Fermi diyor ki:
Evren büyük. Hem de deli gibi büyük. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler…
Her şey fazlasıyla müsait.
Ama… çıt yok.
Sanki evren “Herkes biraz sessiz olsun!” demiş, o sessizlik hâlâ sürüyor.

Kozmik bir suskunluk. İnsan, uzayın o devasa boşluğunda yankılanan bu ıssızlığı adeta bir çığlık gibi duyuyor.

Tuhaf değil mi?

Ama Carl Sagan hemen itiraz eder gibi fısıldıyor kulaktan:

“Kainatta yalnızsak, bu korkunç bir israf olur.”

Arthur C. Clarke da boş durmaz tabii:

“Eğer yalnız değilsek… bu daha da korkunç olabilir.”

Haksız da sayılmazlar.
Çünkü yalnızsak, bu evren bizim için fazla büyük.
Ama değilsek ve birileri varsa da…
Bu kadar sessizlik neden?
Onlar mı konuşmuyor, biz mi duyamıyoruz?
Yoksa herkes birbirinden mi saklanıyor?

Kim bilir…
Belki hepimiz aynı anda gökyüzüne bakıyoruz.
Ama aynı tarafa değil.


Evet, var.
Hem de bildiğiniz; kanlı, canlı…
Yazının başında “bilmiyorum” dedim ama kusura bakmayın.
Gerçeği en sona sakladım, yoksa bu yazı yoğurtsuz ayrana dönerdi.

Üstelik onlarla doğrudan temasım, iletişimim, ilişkilerim de oldu. Hem de bir kere değil, kim bilir kaç kere. Size bir sırrımı vereyim (aramızda kalsın ama); ben de bir uzaylıyım.

Uzayın neresinden miyim?

İçinden…

Göz alıcı, mavi-yeşil, nefes kesen bir gezegendenim. Üzerinde okyanuslar dalgalanıyor, atmosferinde bulutlar dans ediyor. Bir yıldızın etrafında dönüyor, milyarlarca yıl boyunca hep orada imiş.

Dünya” diyorlar adına.

Üzerinde yaşayanlar uzaylı olduklarının farkında bile değil. Kendilerini “Dünyalı” olarak tanımlamışlar. Ama eğer dünya dışı herhangi bir tür akıllı yaşam formu varsa; onların nezdinde de Uzaylıyız. Yani uzaylılarla hemfikiriz. Uzaylı dayanışması böyle bir şey işte.

Kalın sağlıcakla değerli Uzaylı Dostlarım.

Mustafa Haluk Saran 30.03.2025


Bir yanıt yazın