Son günlerde yaşanan okul saldırıları, tek tek olaylar olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır. Bu yazı ile çocukların değil; onları bu noktaya getiren sürecin izini sürmeyi amaçladım.
Bu yazı, herhangi bir kişiyi, kurumu hedef almak amacıyla değil; toplumsal bir sorunu anlamaya ve görünür kılmaya yönelik kaleme alınmıştır.

Görsel ChatGPT kullanarak DALLE ile oluşturulmuştur.
İki Gün, İki Okul, Aynı Soru
Son iki gün içinde, iki ayrı şehrimizde, iki ayrı okulda yaşananlar sıradan olaylar değil.
Siverek’te bir okulda silahlı saldırı gerçekleşti, yaralananlar oldu. Ertesi gün Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda, henüz 14 yaşında bir öğrenci silahla ateş açtı; öğretmen ve öğrenciler hayatını kaybetti.
Bu tür olaylar tek başına ele alındığında “münferit” gibi görülebilir. Ama iki gün üst üste yaşandığında, artık bu yaklaşım yetersiz kalır. Ortada bir tesadüf değil, sanki bir işaret vardır. Çünkü okul dediğimiz yer, toplumun en güvenli olması gereken alanıdır. Aileden sonra çocuğun en çok korunması, yön bulması gereken ortamdır. Oralarda yaşanan her şiddet, sadece bireysel bir eylem değil, daha geniş bir sorunun yansımasıdır. Bu nedenle asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu çocuklar bu noktaya nasıl geldi?
Bir sabah uyanıp değişmediklerine göre, bu sonucun bir geçmişi, bir birikimi ve bir süreci olmalıdır. Bu yazı, o süreci anlamaya çalışmak için kaleme aldım.
Çocuk Bir Günde Bozulmaz
Bir çocuğun şiddete yönelmesi, ani bir kırılmanın sonucu değildir. Bu tür davranışlar genellikle uzun bir sürecin sonunda ortaya çıkar.
İçe kapanma, öfke biriktirme, dışlanmışlık hissi, anlaşılmama duygusu…
Bunların her biri tek başına “geçici” sayılabilir. Ancak bir araya geldiklerinde, çocuğun dünyasını değiştiren bir etki oluştururlar.
Biz çoğu zaman sonucu görürüz, ama süreci gözden kaçırırız.
Bir olay yaşandığında “neden yaptı?” diye sorarız.
Oysa daha doğru soru şudur: “Bu noktaya gelene kadar neler yaşandı?”
Çocuk, tek başına şekillenen bir varlık değildir. Ailede gördüğü tutum, okulda karşılaştığı ortam, arkadaş ilişkileri ve içinde bulunduğu çevre onun dünyasını belirler. Bu nedenle yaşananları yalnızca bireysel bir sorun olarak görmek, asıl tabloyu görmemek anlamına gelir.
Çocuk çoğu zaman son halkadır.
Asıl mesele, o halkaya gelene kadar oluşan zincirdir.
Dikkat Parçalandı, Derinlik Kayboldu
Son yıllarda çocukların öğrenme biçiminde belirgin bir değişim var: Uzun bir metni sabırla okuyabilen, bir konu üzerinde derinleşebilen çocuk sayısı azalıyor. Buna karşılık kısa ve hızlı içeriklere yönelim artıyor.
Bu durum yalnızca bir alışkanlık değişimi değildir. Zihnin çalışma biçimi de buna göre şekillenmektedir. Sürekli bölünen dikkat, derin düşünme becerisini zayıflatır. Okuduğunu anlamayı zorlaştırır. Bu nedenle mesele sadece “okumamak” değil, okuma ve anlama için gerekli zihinsel zeminin zayıflamasıdır.
Dijital araçlar burada önemli bir rol oynar.
Ancak sorun bu araçların varlığı değil, kontrolsüz kullanımıdır.
Sonuç olarak çocuk bilgiye ulaşabiliyor gibi görünür, ama onu işleyemeyen, anlamlandıramayan bir yapıya doğru kayabilir. Bu da yalnızca akademik değil, duygusal gelişimi de etkiler.
Zorbalık Değişmedi, Alanı Büyüdü
Okullarda zorbalık her zaman vardı. Ancak geçmişte bunun bir sınırı vardı. Zil çaldığında biterdi. Ev, çocuk için bir sığınaktı.
Bugün ise zorbalık okul kapısında kalmıyor. Cep telefonu ile birlikte eve giriyor. Mesajlar, paylaşımlar, alaylar… Çocuk uyuyana kadar devam edebiliyor.
Zorbalık artık sadece fiziksel değil, dijital bir gerçekliktir. Bu durum, çocuğun kendini güvende hissedeceği alanı daraltır. Evin bile bu baskıdan tamamen arınmış bir yer olmaması, etkiyi daha da derinleştirir.
Zorbalık değişmedi.
Ama süresi uzadı, alanı genişledi, etkisi büyüdü.
Koruma ile Sınır Arasındaki Çizgi Kayboldu
Aile, çocuğun ilk referans noktasıdır.
Son yıllarda çocuğu koruma isteği öne çıkarken, sınır koyma geri planda kalabiliyor. Bu durum çoğu zaman iyi niyetle başlıyor. Ancak sınırların zayıfladığı bir ortamda çocuk yönünü bulmakta zorlanır.
Bazı aileler, çocuğun yaşadığı her sorunu doğrudan dış faktörlere bağlayabiliyor. Öğretmenin uyarısı bile zaman zaman itiraz edilmesi gereken bir durum olarak görülebiliyor. Bu da çocuğa “Yaptığı davranışın sonucu ile yüzleşmek zorunda değilsin.” mesajı veriyor: Oysa sağlıklı gelişim, sadece destekle değil, doğru sınırlarla mümkündür.
Yalnız Bırakılan Otorite: Öğretmen
Öğretmen, eğitim sisteminin en önemli yapı taşlarından biridir.
Ancak günümüzde bu rolün giderek zayıfladığı görülüyor. Öğretmenin uyarıları, yönlendirmeleri ve disiplin yaklaşımı zaman zaman sorgulanabilir hale geliyor. Bu da öğretmeni yalnızlaştırıyor.
Oysa sınıf ortamında netlik ve tutarlılık esastır. Öğretmenin otoritesinin zayıfladığı bir ortamda denge bozulur. Bu durum yalnızca öğretmeni değil, tüm öğrencileri etkiler.
Şiddet Sıradanlaştı
Şiddetin sunuluş biçimi değişti. Eskiden rahatsız edici olan birçok sahne, bugün daha sıradan hale geldi.
Dizilerde ve dijital içeriklerde güç çoğu zaman şiddetle ilişkilendiriliyor. Bu da algıyı etkiliyor. Tek başına bir içerik türü belirleyici değildir. Ancak sürekli tekrar, zamanla normalleşmeye yol açar.
Çocuk, gördüğü her şeyi uygulamaz ama gördüğünü normal kabul etmeye başlayabilir.
Silah ve İhmal
Son olaylar, çocukların silaha erişimi konusunu da gündeme getirdi.
Bir çocuğun birden fazla silaha ulaşabilmesi, sadece bireysel bir durum olarak değerlendirilemez. Silahın bulunduğu bir ortamda sorumluluk büyüktür. Özellikle çocukların olduğu bir evde bu sorumluluk daha da artar.
Sorulması gereken soru açıktır: “Bu erişim nasıl mümkün oldu?”
Bu sorunun cevabı, daha geniş bir sorumluluk alanını gösterir.
Bu Çocuklar Sessiz Değildi
Bu tür olaylardan sonra sıkça “hiç belli etmiyordu” denir. Oysa çoğu zaman bazı işaretler vardır. İçe kapanma, öfke, iletişim kopukluğu, zorbalık, dışlanma, şiddete ilgi…
Bunlar çoğu zaman göz ardı edilir.
Çocuklar çoğu zaman konuşmaz. Ama davranışlarıyla anlatır. Önemli olan bu sinyalleri zamanında fark edebilmektir.
Mesele Çocuk Değil
Yaşananları sadece çocuklar üzerinden değerlendirmek eksik olur. Çocuklar, içinde bulundukları dünyanın bir yansımasıdır.
Dikkatin parçalandığı, iletişimin zayıfladığı, zorbalığın arttığı, sınırların belirsizleştiği ve şiddetin sıradanlaştığı bir ortamda büyüyen çocuklardan farklı bir sonuç beklemek gerçekçi değildir.
Bu nedenle asıl mesele, çocukların içinde büyüdüğü zemindir.
Sonuç olarak, bir çocuğun attığı adımı konuşmadan önce, o çocuğun hangi zeminde yürüdüğünü görmek gerekir.
O parmak küçüktü belki…
Ama o parmağı oraya getiren ihmal çok büyüktü.
.
Mustafa Haluk Saran
Kalın sağlıcakla, nasıl kalabileceksek…

Süper bir analiz tüm gerçekleriyle… elinize kaleminize sağlık
Sevgili Haluk gerçekleri tüm çıplaklığı ile yazıya dökmen harika. Ama biz toplum olarak bu gerçeklerle başa çıkabilecekmiyiz acaba