Bu Yaştan Sonra Okuyacaksın da Ne Olacak?

Bu yazımın başlığını önce “Bu yaştan sonra öğrenip de ne yapacaksın?” olarak düşünmüştüm. Sizler de bana “Öğrenmenin yaşı yoktur” diye itiraz edecektiniz. Öyle ya; insan yaşadığı sürece, kâh isteyerek kâh farkına bile varmadan, her gün yeni bir şeyler öğreniyor. Ama eğitim görmek anlamında “okumak” başka.

Okumak…
Hele eğitim hayatını bitirmişim, mesleğimi edinmiş, çalışma hayatımı geride bırakmışım. Yaşım kemâle ermiş. Sonra aklıma yeniden öğrenci olup diploma peşinde koşmak düşüyor. Üstelik bu yeni diplomanın bana yeni bir kariyer sağlaması artık söz konusu bile değilken.

Eeee, hâl böyleyken, gerçekten okuyacaksın da ne olacak?

“Okumak” öğrenmenin yollarından biri. Ama insan bir kere öğrenmenin peşine düşünce iş okulun kapısında bitmiyor.

Asıl soru şu:
Belli bir yaştan sonra, yaptığımız şeylerin gelecekte sağlayacağı faydayı hesaplamak zorunda mıyız? Hatta önümüzde daha ne kadar gelecek kaldı?

Çocukken durum böyle değildi. Bir oyuncağın içini neden açtığımızı, karıncaların nereye gittiğini, gökyüzünün neden mavi olduğunu niçin merak ettiğimizi kimse sorgulamazdı. Merak ederdik, öğrenirdik.

Sonra okula başladık. Öğrendiklerimiz sınavlarda karşımıza çıktı; cevapları bildikçe diplomaya yaklaştık. Diploma meslek sahibi olmamıza, para kazanmamıza, işimizde yükselmemize yaradı. Öğrenmenin karşısına farkında olmadan bir “fayda” sütunu açtık.

Peki bütün bunlar bittikten sonra?

Alaylıdan Mektepliye

Olması gereken yaşlarda üniversiteyi bitirdim. Elektronik ve Haberleşme Mühendisi oldum. Yıllarca çalıştım; emekli olduktan sonra da bir süre çalışmaya devam ettim.

Derken 2016 yılında, altmışlı yaşlarımın başındayken, bir heves geldi. Fotoğrafçılıkta alaylı olmaktan çıkıp mektepli olmaya karar verdim; “Fotoğrafçılık ve Kameramanlık” okudum. Birkaç yıl sonra, altmışlı yaşlarımın sonlarına yaklaşmışken, bu defa “Sosyal Medya Yöneticiliği” okumaya başladım. İkisinden de onur öğrencisi olarak mezun oldum.

Eeee, oldum da ne oldu?
Hiiiççç…

Biraz daha iyi fotoğraf çekmeye, şu anda bu yazıyı okuduğunuz kendi web sitemle uğraşmaya başladım. İkisinden de üç kuruş para kazanmış değilim ama en büyük kazancım, yeri geldikçe “üç üniversite bitirdim” diye sağda solda hava atacak malzeme çıkması oldu. 😁

Son öğrenciliğim sırasında başka bir şeyi daha fark ettim:

Bu yaştan sonra öğrenmek gerçekten zormuş be kardeşim.

Genç öğrencinin başka, yaşlı öğrencinin başka derdi var

Üstelik beni zorlayan yalnızca yaş icabı ortaya çıkan unutkanlık değil.

Bir gece Sosyal Medya derslerimden birini internet üzerinden canlı izliyordum. Hoca internetin tarihini anlatıyor. Tanıdık bir kavram geçiyor, tek bir kelime…

Dalıp gidiyorum geçmişe…

Ben internetin ve akabinde sosyal medyanın gelişimini kitaplardan okumamışım; bizzat içinde yaşamışım. Hoca bir şey anlatıyor, benim aklımdan “Vay be, biz o yıllarda şunu yapmıştık” geçiyor. Oradan başka bir projeye, projeden bir arkadaşa, arkadaştan başka bir olaya…

Bir bakmışım yıllar öncesinde dolaşmaktayım.

Derken sınıfa geri dönüyorum.;
Hoca: “Evet arkadaşlar, sorusu olan var mı?”
Nasıl yani?
Ders bitmiş mi?…

İşte o anda şunu keşfettim:

Genç öğrencinin bilmediği çok şey var.
Yaşlı öğrencinin ise hatırlayacağı çok şey.
Özetle; ikisinin de işi kolay değildir.

Yine o günlerde aklımdan şöyle bir düşünce geçmeye başladı:
“Galiba ben öğrenme yaşımı geçmiş, öğretme yaşıma gelmişim.”

Bir LED Yakmaca

Geçenlerde Mersin’e, eşimin kardeşini ziyarete gittik. İkiz yeğenlerimden biri sosyal bilimlere, diğeri teknolojiye, özellikle elektroniğe meraklı. Biz oradayken teknolojiye meraklı olan kızımızın Ankara – OSTİM Teknik Üniversitesi’nde “Nano Teknoloji Mühendisliği” bölümünü kazandığı haberini aldık, çok sevindik.

Ben de ona Arduino mikrodenetleyici kartı, çeşitli elektronik elemanlar, sensörler ve bağlantı kablolarından oluşan küçük bir deney seti götürmüştüm. Paketi açınca gözleri parladı.

Çalışma masasına geçtik. Elemanları tanıttım, kodlamaya kısa bir giriş yaptım. Sonra devre üzerindeki küçücük LED’i belirli aralıklarla yakıp söndürecek birkaç satır kod yazdık. Programı karta yükledik. “Oleeee”…

LED yandı.
Söndü.
Yine yandı.
Yine söndü.
bu böyle devam etti.
…
Hepsi bu…

Ama kızımızın yüzündeki heyecan görmeye değerdi. Önünde üniversite, meslek, belki bugün adını bile bilmediğimiz teknolojiler var. O küçücük LED, önündeki uzun yola atılan kısa bir adımdı sadece.

Peki ya ben?
Ben de evde bir mikrodenetleyiciye sıcaklık ve nem sensörü bağlayıp değerleri kibrit kutusu kadar bir ekranda göstermeyi deniyorum şimdi.

Ne işime mi yarayacak?
Hiçbir işime…

Evde termometre var. Telefonum zaten hava durumunu istemediğim kadar detaylı söylüyor. Üstelik benim yaptığım alet bunlardan daha iyi de değil.
Ama bir fark var: Onu ben yaptım ve şıkır şıkır çalıştı.

İşte kazanç bazen sadece bundan ibaret.
Bence yeter de artar bile.

Bazen de Gerçekten İşe Yarıyor

Her öğrendiğimin hiçbir işe yaramadığını da söylemeyeyim.

Son birkaç yıldır yapay zekâyı yakından izliyorum; okuyorum, kullanıyorum, deniyorum. Geçenlerde yeni bilgisayarıma tamamen yerel çalışan kişisel bir yapay zekâ sistemi kurdum. Bilgisayarımın konfigürasyonunu da zaten bu amaca yönelik belirlemiştim.
Bu kez öğrendiklerim somut bir işe yaradı.

Kimi bilgiler hemen işe yarıyor, kimisi yıllar sonra, kimisi de hiçbir zaman. Bazılarının işe yarayıp yaramadığını ise asla öğrenemiyoruz.

İşte sorun da burada: Bir bilginin işe yarayıp yaramamasını, onu öğrenmeye değip değmediğinin tek ölçüsü haline getirmek.

Oysa bir roman okurken “Bu bana ne kazandıracak?” diye hesap yapmıyoruz. Bir müzik eserini dinlemenin ekonomik getirisi yok. Satürn’ün halkalarının neden oluştuğunu bilmek de çoğumuzun hayatında hiçbir sorunu çözmeyecek.

Ama yine de merak ediyoruz.

İyi ki de ediyoruz.

Öğrenmek Benden Geçmiş

Gelelim az önceki cümleme: “Galiba öğrenme yaşım geçmiş, öğretme yaşıma gelmişim.”
Aman yanlış anlaşılmasın; bunu söylerken “artık yeni bir şey öğrenemeyeceğim” demiyorum.

İnsan yıllarca biriktiriyor. Okuyor, öğreniyor, çalışıyor. başkalarıyla tanışıyor. Bir şeyler başarıyor, bazı şeyleri de eline yüzüne bulaştırıyor. Geziyor, görüyor, seviyor, kızıyor, yanılıyor.

Sonunda yalnızca bilgi değil, koca bir hayat tecrübesi birikiyor. Sonra belli bir yaşı geçince farkına varıp “Bütün bunlar benim ne işime yarayacak?” diye başlıyor düşünmeye.
Bu soruya benim yıllarca değişmeyen, hazır bir cevabım vardı: “Belki bir gün yazarım.”

Bir olay oldu: “Bunu bir gün yazarım.”
Bir şey öğrendim: “Bunu da kaydedeyim, bir gün lazım olur.”
Bir anı geldi aklıma: “Unutmayayım, bunu da bir gün anlatırım.”

Dosyalar, küçük notlar, fotoğraflar birikti.

Bir gün…
Bir gün…
Bir gün…

Sonra bir de fark ettim ki; takvimde “bir gün” diye bir gün yok.

O günü kendim seçmem gerekiyormuş.

Başlayış O Başlayış…

Pandemi döneminde bir vesile çıktı. Yıllardır tuttuğum notları karıştırmaya, düzenlemeye başladım. Sonra yazdım.

Bir tane. Bir tane daha.

İnsanın hayat boyunca biriktirdiklerinin hepsini yanında götürmesinin kimseye bir faydası yok.

Öğretmek derken de kendimi kürsüye çıkarıp “Beni dinleyin millet. Ben çok biliyorum” demiyorum.

Bana göre öğretmek, duruma göre:
“Ben bunu böyle öğrendim.”
“Şunu şöyle yaşadım.”
“Orada şu hatayı yaptım.”
“Bak, bunu şöyle yapınca sonuç böyle oluyor.” demekten ibaret.

Belki birisinin işine yarar. Belki yaramaz. Belki yalnızca hoşuna gider.
Eh, o da yeter.

Öğretme Yaşına Gelmek

Mersin’de yanıp sönen o küçücük LED…

O gün birkaç satır kod anlattım, LED’i birlikte yaktık. Ama birkaç yıl sonra o genç kızım bana hiç bilmediğim bir nanoteknoloji uygulaması anlattığında hiç de şaşırmayacağım.

Torununuza bir şey öğretirsiniz, beş dakika sonra telefonu elinizden kapıp sizin iki saattir beceremediğiniz bir şeyi iki dokunuşta yapıverir.
Hayat böyle işte.

Öğretmenle öğrencinin masaları arasındaki uzaklık sandığımızdan fazla değil. Üstelik kimin hangi tarafta oturduğu da sürekli değişiyor.

Bence iyi bir öğretici olabilmenin şartlarından biri öğrenci kalabilmekte.

Öğretme yaşına gelmek de, öğrenci olmaktan istifa etmek anlamına gelmiyor.

Benim de buna hiç niyetim yok zaten.

Eeee, Ne Yapacaksın?

O halde baştaki soruya geri dönelim: “Bu yaştan sonra okuyacaksın da ne olacak?”

Bazısıyla hiçbir şey yapmayacağım. Sırf merak ettiğim için öğreneceğim.
Bazısı gerçekten işime yarayacak.
Bazısını belki bir elektronik devreye dönüştüreceğim.
Bazısını fotoğraf çekerken kullanacağım.
Bazısını yazacağım.
Bazısını bir çocuğa anlatacağım.
Bazısını da bir süre sonra unutacağım.

Varsın o da olsun.
Hayatta sadece bilgi topladığımız belirgin bir dönem yok.
Bir de biriktirdiklerimizi geri verme dönemi var.

Ama geri verirken toplamaya devam etmenin de kimseye zararı yok.

Hatta düşününce, yetmişinden sonra öğrenmenin çok güzel bir tarafı var:
– Sınav var ama artık önemi yok.
– Diploma alma mecburiyeti yok.
– Terfi yok.
– Kariyer hesabı yok.
– Para kazanma zorunluluğu yok.

En büyük kazanç yıllar sonra yeniden çocukken yaptığımız şeye dönebilmek: “Bu da neymiş?” diye merak etmeye.

Peki…
Bu yaştan sonra okuyacağım da ne olacak?
Bilmem.

Hele önce bir okumaya başlayayım da, ne olacağına sonra bakarız.

Vesselâm.

Mustafa Haluk Saran
15.09.2026 – Aydın

Not: Sizler bu yazımı okuduğunuz sıralarda ben de dördüncü üniversite eğitimime başlayıp başlamama konusunda karar vermeye çalışıyorum.
Konu bu kez “Yapay Zeka ile Kodlama“, Eskişehir – Anadolu Üniversitesi, Ön Lisans.
Ne dersiniz?
Kaydımı tamamlayayım mı?

Yoksa boş vereyim, bu yaştan sonra keyfime mi bakayım?
Önerilerinizi aşağıda yorumlarda yazarsanız çok memnun olurum.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Scroll to Top